-->

adsense

16 Eylül 2016 Cuma

SESSİZ ÇIĞLIK


Selamlar ufak bir hikaye denememi yayınlıyorum bugün umarım beğenirsiniz.
                                                    
      SESSİZ ÇIĞLIK
   Soğuk artık iyice bedenimizi ele geçirmişti. Kalan son güçlerimizle yaşama tutunmaya çalışıyorduk. Dağa ulaşmaya az kalmıştı.Kurtuluş bizi orada bekliyor muydu?

  Bembeyaz karın üzerinde kara bir leke gibi ağır ağır yürüyen kalabalık,sessiz,düşünceli ve sancılıydı.Herkes bir şeyler olmasını bekliyor;geçmiş yaşantısını düşünüyordu.Nihayet dağa ulaştığımızda gördüğümüz sadece bembeyaz bir kar denizi oldu.Kolumuz,kanadımız kırıldı;ne yapacağımızı bilemedik.

  Bazıları olduğu yere çökerek ağlamaya başladı.Bir kaç er bana yaklaşıp şimdi ne olacağını sordu?Ne diyeceğimi bilemedim.

  Az sonra insanı kesen ayazın yanında şiddetli bir kar fırtınası başladı.Kar taneleri hızla suratımıza vurup  etrafı görmemizi engelliyordu.Kalabalık iyice telaşlanmaya başlamıştı.O sırada duyulan bir çığlık bütün kolordunun ip gibi çözülüp etrafa dağılmasına sebep oldu.

  Herkes bağırıyordu: “Öleceğiz,kaçın,kurtarın kendinizi.” Artık kimsenin şuuru yerinde değildi; soğuk,açlık herkesin aklını başından almıştı.Sadece insanlar değil atlarda kalabalığın delirmesinden nasibini alıp çılgınlar gibi etrafta koşuşturmaya başlamıştı.

   Üzerinde olduğum doru at huysuzlanmıştı;şaha kalkarak beni üzerinden attı.Yere düşünce bir süre ne olduğunu anlayamadım.Üzerime düşen bir asker hiç suratıma bakmadan telaşla kalkarak kaçmaya başladı.Ayağa kalkmak zorundaydım yoksa burada ayaklar altında ezilerek ölecektim.Son kuvvetimle kendimi yerden kaldırdım.

   Kafamın arkasında ılık bir sıcaklık hissettim.Elime gelen sıcak,kırmızı kan durumun kötü olduğunu anlatmaya çalışıyordu.Önemsemedim; şu anda bunu düşünemezdim.Bir şeyler yapmalıydım.Bilinçsizce sol tarafıma doğru yöneldim.

   Havadaki yoğun kar taneleri etrafımı görmemi,hareket etmemi,bir şeyler duymamı engelliyordu.Karşı tarafta bir ağaç silüeti görmüştüm ve oraya ulaşmaya çalışıyordum ama ağacın ne kadar uzakta olduğunu anlayamıyor sadece ulaşmak için bütün kuvvetimle yürüyordum.

   Delirmiş gibi bir kuvvetle kar tanelerini yararak üstüme gelen bir karaltıyı fark ettiğimde çok geçti.Bu karaltı gelip bana çarparak yere düşürdü ve yoluna devam etti.Bu bir askerdi o kadar kendini bilmez haldeydi ki beni fark etmemiş ya da önemsememişti.Tekrar ayağa kalkıp bu delirten rüzgar sesini dinleyerek adım adım ilerlemeye başladım.Ağaca ulaşmak zorundaydım başka bir çare bulamıyor, düşünemiyordum.

   Ne kadar yürüdüm;bilemiyorum.Rüzgar uğultusunun arasından belli belirsiz boğuk bir ses duydum:
 -”Komutanım,komutanım.”Sesin nereden geldiğini anlamaya çalışırken bir kaya parçasının önünde olduğumu ve burayı tipiye karşı kendilerine siper olarak kullanan iki askeri gördüm.Beni tanımışlardı ve yanlarına çağırıyorlardı.Kaya parçası oldukça genişti.En azından tipi ters yönden saldırdığı için birazda olsa koruyabilirdi bizi.Birden çok sevindim minnetle askerlerin yanına çöktüm sırtımı kayaya verdim.Şimdi üçümüzde yan yana oturuyorduk.Askerler beni gördükleri için çok sevinmişlerdi.Bu zor koşullarda sığınacak ufakta olsa bir yer  bulduğumuz için çok mutluyduk.

   Bu askerleri daha önceden hiç gördüğümü sanmıyordum.Hemen iri olanı konuşmaya başladı:
 -:”Komutanım geldik,sığındık işte buraya bizi idare eder yardım gelene kadar…”Adının Kerim olduğunu söyledi.Erzurumlu Kerim iri yarı,kapkara gözleri olan yağız bir delikanlıydı.20-21 yaşlarında vardı.Gözleri yakıcı,delici bir ifadeyle bembeyaz ortamda iki kara leke gibi parlıyordu.

   Hemen yanımda oturan diğer asker olsun olsun 15-16 yaşlarında ufak tefek,son derece zayıf,kapkara bir oğlandı.O kadar kısaydı ki yan yana dursak ancak göğsüme gelebilirdi.Malatyalı Sabri olduğunu söyledi.Soğuktan tir tir titriyordu.Halini görünce içim burkuldu.Fazla dayanamaz gibi geldi bana o kadar küçüktü ki.Genç bile diyemeyeceğim çocuk olan askerlerin burada olması haksızlık diye düşündüm.Bu çocuk burada olmamalıydı.Ne yazık ki askerlerin bir çoğu 15-20 yaş arası gençlerden oluşuyordu ama hiç değilse biraz daha gelişkin olanları seçilseydi.

   Sabri dişleri takırdayarak konuşmaya başladı:”Komutanım siz daha iyisini bilirsiniz ya;biz buraya düşmanla savaşmaya geldik.Ama şu halimize bak soğukla savaşıyoruz.”
Yeni yeni terleyen bıyıklarının altından güldü.”Evet.”dedim.”Sanırım öngörülen süreyi hesaplarlarken dağların bizi engelleyeceğini ve soğuğu hesaba katmamışlar.”Bir şey daha diyecektim.Sustum.Askerlerin üzerindeki yazlık üniformalara bakınca kendi üstümdeki kışlık,kalın kıyafetlerden utandım,başımı öne eğdim.

   Erzurumlu Kerim:”Evet ya bir hata olmuş ama bir çaresi bulunur bizi,vatan evlatlarını burada bırakacak değiller ya.Yardım yoldaymış.Erzak,yün içlik,çorap gelecekmiş.Çok sürmez hepsi de gelir,bulur bizi.”Başımı önümden kaldıramadım.Sessizce “Evet.”dedim.Yardım için gelen gemilerin Karadeniz de batırıldığını söyleyemedim.

   Umut değil mi bir insanı yaşatan,birisinin umutlarını yok etmek onun dünyasını yok etmek demek;yapamadım.Onun yerine konuşacak başka şeyler bulmaya çalıştım.”Gençler, eve dönünce neler yapacaksınız bakalım?”

   Sabri titreyerek konuşmaya başladı.Ellerinin morardığını fark ettim;kendi farkında değildi sanırım.”Komutanım benim bir anam bir de bacım var;babam ben beş yaşındayken hastalanmış ne olduğunu anlayamamışlar.Hocalar okumuş,üflemiş ama ne hacet olmamış;kurtaramamışlar babamı.Sonra anam bizi büyütmek için çok zorluklar çekti.Kimi zaman konu komşudan yardım aldı.Eve dönünce alacağım bacımı,anamı köyden götüreceğim ;başka bir yerde nerede iş bulursam orada yaşayacağız.”

   Kerim:”Komutanım benimde anam geçen yıl öldü.Yeni evlenmiştim;üstünden çok geçmeden ölüverdi zavallıcık.Çok yaşlanmıştı;dayanamadı garibim.Karım gebe,kardeşlerim var;köyde onların yanına koydum geldim.Döneceğim inşallah köyümde tarlam var;ekip biçeceğim sonra yavrumu seveceğim.Aklım hep orada sorma?

  ”Sabri:”Yemenden hemen buraya verildi bizim alay.Gidip de göremedim evimi.Yemenin sıcağını buranın ayazına,karına yeğlerim keşke orada kalsaydık.Peki ya sen komutanım.”Biraz duraksayıp konuşmaya başladım:”Ben İstanbul da bir ana bir de yavuklu bıraktım.Bekliyor beni dönüp alacağım onu sonra anamla beraber yaşayacağız inşallah.

  ”Sabri:”Benim hiç yavuklum olmadı.Olsa keşke benim için atan bir kalp olsa;geride yollarımı gözleyen…”Küçük çocuğa içim acıyarak baktım.”Olur dönünce sen; merak etme.”

  Biz muhabbete dalmışken hava kararmaya,ayaz iyice vurmaya,fırtına daha çok şiddetlenmeye başlamıştı.Bir süre sustuk,kendimizi ısıtmaya çalıştık.Erzurumlu Kerim başını yana eğerek:”Komutanım hava karardı bu yardım ancak sabaha gelir.Karanlıkta nasıl yol alsınlar.”dedi.Telaşlı bakışlarını Sabrinin üstünde gezdirdiğini fark ettim.Eminim ki ikimizin de kafasından sabaha çıkabilir mi bu küçük oğlan? diye geçiyordu.

    Kafamdan bu düşünceleri uzaklaştırarak:”Dünkü tayınınızdan kalan bir şey var mı gençler?”diye sordum.Erzurumlu Kerim umutsuzca başını salladı.Birden tayının sadece ekmek ve zeytinden oluştuğunu hatırladım.En son dün gece yiyip;bitirmiştik hepsini.Susadığımı fark ettim.Kardan bir parça alıp,ağzımda erittim.Soğuk karın ağzımda erimesi iyi geldi sanki bana.Bir parça daha attım.

  Kerim gülerek:”Keşke birkaç den cigara olsaydı.”dedi.Sabri:”Ben öksürüyorum içemiyorum ama tüttürürdüm ya.”diye Kerime katıldı.Hep birlikte ufacık bir zevk için heveslenmemize güldük.Sabri sanki parmakları arasında cigara varmış gibi elini ağzına götürdü;o sırada morarmış elini fark etti bir şey demeden elini indirip saklamaya çalıştı.Gece uzun,şartlar zordu.Sonumuz meçhul olunca hiçbir şeyin değeri kalmıyor,aklımızdan binlerce düşünce geçiyor;birbirimizden medet umuyorduk.

  Sabri gitgide fenalaşıyordu.Kerim bana baktı;bakışları ne yapalım der gibiydi.Sonra Sabriyi kendine çekip göğsüne yasladı.”Geçecek küçüğüm,gidecek kendine bir yavuklu bulacaksın.”diyerek Sabriyi yaşama bağlamaya çalıştı.Bir süre sonra Sabri sayıklamaya başladı.Aralıksız durmadan ”Geçecek,gelecekler.”diyordu.Ne kadar süre sayıkladı,tir tir titredi bilmiyorum.Bu askerler benim askerlerimdi ve onlar için hiçbir şey yapamamak;çaresizliğin acısı  boğazıma yumru gibi oturmuştu.

  Bir ara Sabri sustu.Gecenin karanlığı altında sadece rüzgarın sesini dinlemeye başladık.Çevrede kardan başka hiçbir şey görünmüyor,rüzgar insanı zorluyor,soğuk donduruyor,açlık midemizin kasılmasına neden oluyordu.Kalkıp bir şeyler yapmaya ne mecalimiz ne de arzumuz kalmıştı.Kerim Sabrinin kulağına eğilerek:”İyi misin kardeşim” dedi.Hiç bir ses çıkmadı.Kerim Sabriyi omuzlarından tutarak  çılgınca sarsmaya başladı.”Uyan Sabri,hadi kalk diyor;gözlerinden akan yaşlar soğuktan hemen donuyordu.Kerim Sabriyi sarsmaya devam ederken ben hiçbir şey söylemeden şuursuzca bekledim,bekledim.

  Kerimin durumu kabul etmesi uzun süre aldı.Sabriyi göğsüne bastırarak kıpkırmızı gözlerle bana baktı ve ”Daha çok gençti komutanım” dedi.Kerim Sabriyle birlikte bir öne bir geriye sallanırken gece gene sessizliğe büründü.Bir şey demek için ağzımı açtım ama konuşamadığımı fark edince tekrar rüzgarın uğultusunu dinlemeye devam ettim.Kafamda binlerce düşünce birbirini takip ediyor;çocukluk anılarım aklıma geliyor,hayal meyal babamı hatırlıyordum.Bıçak gibi soğuk vücuduma çarptıkça düşüncelerim değişiyordu.Anam,yarim ne halde olduğumu merak ediyorlar mıydı acaba?Kesin dualar okuyordur anam hep öyle derdi:”Sen gelene kadar rahat uyumuyorum.”

  Hava aydınlanmaya başlamıştı.Kerim başını kaldırdı.”Komutanım üzülmeyin her şey düzelecek hele bir anam çorbayı yapsın,içelim o vakit Sabri de düzelecek,cana gelecek.”Ağzımı zorla açarak,kekeleyerek:”Ne anası,Kerim” diyebildim.”İşte orada anam çorba kaynatıyor.”dedi Kerim.O an hayal görmekte olduğunu anladım.Kerim soğuktan ve acıdan aklını kaybetmek üzereydi.Bir an garipsediğim bir güçle ayağa fırladı.”Komutanım ben gidiyorum anamın yanına;çorba olunca size de getiririm.”diyerek tipiye sırtını vererek ilerlemeye başladı.Bir şey diyemedim sadece düşe kalka ilerleyen kara lekenin kaybolmasını izledim.
   
  Kerim bir daha dönmedi.Hava iyice aydınlanmış,tipi hızını kesmişti.Biraz sonra tertemiz bir hava ve  gözleri kamaştıran bembeyaz bir örtüyle baş başa kaldım.Biraz ileride birkaç askerin üstünün karla kaplandığı dikkatimi çekti.Kar donan gençlerin günahlarını temizlemiş;doğa kendine çekip almıştı yiğitleri.Artık bir şeyler yapmalı,kalkıp bir çıkış yolu aramalıydım.Ellerimi üniformamın ceplerinden çıkardım yerden destek alarak ayağa kalkmaya çalıştım.Yerimden kıpırdayamadım bile.Bacaklarımın,ayaklarımın donmuş olabileceğini düşündüm.Pantolonumu sıyırınca bacaklarımın kırmızı mor bir renk alıp;şiştiğini gördüm.Ne olacaktı şimdi burada sıkışıp kalmıştım.İyiden iyiye korkmaya başladım.Bir kapana kısılmış fare gibi hissediyordum.Artık üşümüyordum,tamamen hissizleşmiştim ve açlık da  hissetmiyordum.Son gücümü toplayıp ağzımı açtım ve fısıltıya benzer  bir sesle ”Yardım edin.”dedim.Gözlerimi kapattım yan tarafa düştüm.Zorlukla nefes alarak evimi,mahallemi,anamı,yarimi düşündüm ta ki her şey bembeyaz olana kadar…
   
  1914 yılında kırk ila doksan bin Türk askeri Allahuekber Dağlarında donarak şehit oldu.Bu vatan evlatları vatan,bayrak,inanç,namus,şeref için tek kurşun atmadan canlarını verdiler.Yurdun dört bir yanından gelen nice Kerimler,Sabriler soğuğa,açlığa,susuzluğa son raddeye kadar kahramanca direnerek ruhlarını yaradana teslim ettiler şimdi  yan yana omuz omuza Allahuekber Dağlarında yatıyorlar.Sarıkamış ta evlatlarımız dondu bizim yüreklerimiz yandı nasıl unuturuz vatanımıza kanlarıyla can verenleri.Tüm şehitlerimizi saygı,rahmet ve minnetle anıyoruz.

Ruhunuz şad olsun.
Resim Google görsellerden alıntıdır.

21 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı olmuş emeklerine sağlıl😖 ♤

    YanıtlaSil
  2. Zaten zor,zaten neşesiz,zaten kaybedilenlere hazin bir gündü
    Senin öykü tam geldi üzerine
    Unutmamalıyız,hatırlamalıyız ve oradaymış gibi hissederek anlamalıyız bir tas çorbanın hayali ile bilinmezliğe koşacak kadar zorluk altında can verenleri
    Etkilenmemek mümkün değil

    Sevgiler

    YanıtlaSil
  3. Okurken gözlerim doldu. Çok güzel yazmışsın devamını beklerim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende bu kadar uzun bir yaziyi okudugun için çok mutlu oldum canim:))

      Sil
  4. bence güzel, hatta çok güzel çünkü insanın yaşamadığı bir şeyi zihninde canlandırarak yazması bana hep ilginç gelir. buda ayrı bir yetenek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Begenmene çok sevindim canim sagol okudugun için:))

      Sil
  5. Bu günün başladığı ilk saatler gibi son saatleri de hüzün doldu içime:(
    Yüreğine kalemine sağlık.Yazıyı okurken film izliyormuş gibi hissettim ,Ruhları şad olsun tüm şehitlerimizin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canim çok teşekkürler okudugun için sevgiler:))

      Sil
  6. Hikayeyi çok güzel kurgulamissin, kalemine sağlık. O kötü günü demek ki, hissetmişsin tarih kitaplarında ki herhangi bir sayfa gibi okumamissin.
    İnstagram da elestirilerinizi bekliyorum diye yazdigin icin soyluyorum, Tek eleştireceğim şey, buraya eklerken Cümleler ve kelimeler arasında ara verip noktalama işaretlerine dikkat etsen daha iyi olurdu. çünkü o biraz hikayeye zarar veriyor okuyucu açısından
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elestirilerinde cok haklisin en kisa surede duzenliyecegim sevgiler:))

      Sil
  7. Ne kadar güzel yazmışsın, kalemine sağlık...

    YanıtlaSil
  8. çok güzel yazmışsın canım, içim titreyerek okudum.

    YanıtlaSil
  9. Çok duygulandım okurken. Sarıkamış'ta iki gencecik delikanlımız var bizim de. benim 2 büyükdedem oradalar.. Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun...

    YanıtlaSil
  10. Kalemine saglik çok etkileyici olmus.

    YanıtlaSil


Sitede yer alan yorumlar ve içerik yazarın kişisel ve objektif görüşlerini yansıtmaktadır. Blogda bahsi geçen ürünlerin okuyucular tarafından kullanılması halinde oluşabilecek sorun yada memnuniyetsizlikten dolayı yazar hiçbir sorumluluk kabul etmemektedir.


Yazılarımın izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur. Aksine hareket eden blog ve siteler hakkında yasal işlem başlatılacaktır.