-->

adsense

18 Ocak 2017 Çarşamba

ESTEE LAUDER PURE COLOR LONG LASTING RUJ-18 BOIS DE ROSE CREME

Selamlar bugün çok severek aldığım Estee Lauder Pure Color Long Lasting Lipstick seririsinden 18 numaralı Bois De Rose adlı ruj konuğum olacak.Ambalajı mücevher kadar şık olan ürünü görür görmez çok sevdim.
Kremsi bir formülü olan ruj içeriğinde bulunan Kayısı çekirdeği,Shea yağı,C ve E vitaminleriyle dudakları yumuşacık yapıyor,nemlendiriyor.
Hafif hoş bir kokusu var ürünün.Rengide gerçekten çok güzel ışıltılı bir gül pembesi,dudağa sürünce rengini tam olarak veriyor.Dudağı kurutmuyor,ağırlık yapmıyor,nemlendiriyor ve özellikle koyu renk göz makyajlarımda kesinlikle dudağımda bu ruju tercih ediyorum.

Fakat şunu söylemeliyim ki ne zaman kullansam yanıma alma ihtiyacı hissediyorum çünkü çok kısa sürede çıkıyor.Fiaytı 96 lira olan bir rujdan daha fazla kalıcılık beklerdim.

Güçlü bir pigmentasyona sahip olan ürünün dudağa sürülmesi de çok kolay ve tabii ki duruşu da mükemmel.Yapısını,nemlendirmesini çok ama çok sevdim.Ambalajının güzelliğinden kullanmaya kıyamayacağım çok sevdiğim ürünlerden biri oldu.Dudaktaki duruşunu aşağıdaki resimden görebilirsiniz.Sevgiler...

OLUMLU ÖZELLİKLERİ:Yapısı,nemlendirmesi,dudakta duruşu,rengi,ambalajı,içerdiği yağlar.
OLUMSUZ ÖZELLİKLERİ:Fiyatı,kalıcı değil.

16 Ocak 2017 Pazartesi

ANILARLA BLOGGERLAR-5


Selamlar bugün gene çok sevdiğim cıvıl cıvıl bir genç kızın blogu var sırada; BUSENİN GEZEGENİ adlı bloguyla henüz blog dünyasına yeni atılmış yepyeni bir blogger olan arkadaşımız blogunuda kendi tasarlamış.Özellikle sonbahar yapraklarıyla bezemiş blogunu ve sonuçta sakin,huzurlu bir mekan yaratmış.Headerında kullanmış olduğu cümle "Hayat küçük şeylerden oluşur,eğer sen seversen büyük olurlar."onun hayat görüşünü çok güzel yansıtmış.

Kasım ayında açılan blogunda henüz sadece bir kaç yazı mevcut ama takip edip destek verirsek mutlaka daha fazla yazı yazacaktır.Genç arkadaşlarımıza destek olmalı ve bu güzel hobilerini devam ettirmeleri için teşvik etmeliyiz.İlginç bulduğum yazılarından biride DENEBUNU KUTUSU mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

Tabii bloguna baktığımızda üstünkörü bir kaç bilgi alabiliyoruz fakat sevgili Busenin iç dünyasına davetlisiniz desem.Hadi gelin anısını okuyarak bambaşka bir diyara yolculuğa çıkalım.Eğer sizde bloguma bir anınızı yollamak isterseniz kelebeketkisi39@gmail.com adresinden bana yazabilirsiniz.Keyifli okumalar.


 Merhaba ben Buse :) Busenin Gezegenine benimle birlikte adım atmaya hazır mısınız?
      Bu gezegen bildiğiniz her şeyi unutturacak, bambaşka bir gezegen. İçinde kozmetik de var, kahve falları, iskambil falları da var, ritüeller de var, pasta-börek tarifleri de var ve en önemlisi aksiyon,heyecan var.
      Yapamam dediğiniz her şeyi bir kez daha düşünün ve öyle karar verin. Bazen hayatınızda öyle anlar olur ki dakikalık karar vermek zorunda kalırsınız. Öncesi ya da sonrası yoktur. En fazla 60 saniye ya da bilemedin 120 saniye 121 olmaz !

*** Attığımız küçük adımlar, belkide ileride yaşayacağımız büyük mutlulukların habercisidir.
      Sabah 06:30 da çalan alarmım ile kalktığımda her zamanki gibi sıradan bir sabahtı ya da ben sıradan bir gün olacağını düşünüyordum.
      Akşam yatmadan önce hazırlamış olduğum kıyafetlerimi giydim. Kahverengi diz üstü bir etek, açık kahve kısa kollu  bir gömlek ve dolgu topuk ayakkabılar.Belediyede yapmış olduğum staj için gayet olağan bir kombindi. Hazırlandım ve sonunda kendimi dışarı atmayı başardım.
      Belediye binasına gelmiş sonunda ofise girmiştim.Oturdum önce bir şeyler atıştırdım, arkasından olmazsa olmazım bol köpüklü türk kahvemi alarak bilgisayarın başına geçtim. Ofiste konuşulan bir konu vardı.Kim gidecek, kim kalacak, neler yapılacaktı. Her şeyden habersiz olanları dinliyordum sadece. Konu yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Belediyeden 1,5 - 2 saat uzaklıkta İzmir'in bir ilçesine gidilecek çok büyük bir oyuncak fabrikasının sunumuna katılınacaktı. Saat öğlen 12' ye kadar ofiste çok sevdiğim bir abim ile ihale dosyalarını hazırladık. Laf aramızda Grafik Tasarım ve Fotoğrafçılık mezunuyum ama ihale dosyası da hazırlamadım demem :))
      Kafam 197.maddenin 12. sayılı kanuna göre, alımlar artık sendikayla değil firmaya ait olacak diye okurken Buseeee diye bir ses duydum. Kendimi öyle kaptırmışım ki sanırsınız  40 yıllık bir ihale uzmanı var karşınızda :)
      Seslenen çok çok sevdiğim ofiste annem yerine koyduğum sevgili müdürümdü. ''Hadi kalk artık bilgisayar başından gidiyoruz'' dedi. Nereye gidiyoruz bile diyemeden çantamı aldığım gibi kendimi arabada buldum. Sabah kulak misafiri olduğum konunun içinde, sunum yapılacak yere gidiyordum. Arabada müdürümüz,mimarımız,peyzaj mimarımız, ve abim gibi sevdiğim şoförümüz vardı. Kısa zamanda hepsi ailem olmuştu. Ben de onların birtanecik Busesi olmuştum :)
      Yolu azcık karıştırmış olsak ta sonunda doğru adrese geldik. Çok büyük ve yabancı ülkeler ile iş birliği yapan bir oyuncak fabrikasıydı. Önce toplantının ve sunumun yapılacağı odaya geldik. Sunumlar yapıldı, notlar alındı,toplantı bitti. Fabrika sahibinin odasına geçtiğimizde, bize, Amerika'ya gönderilecek Bungee Jumping ( Yüksek Atlama) yapılacak, 10 katlı bir apartman yüksekliğinde bir platform oluşturduklarını ve bunun fabrikanın arka bahçesinde olduğunu, istersek bu deneyimi yaşayabileceğimizi söyledi.
      Bu cümlesinden sonra aralarındaki en genç kişi olarak bütün bakışlar üstüme toplandı. Bende o cesaret yok, asla yapamam, korkarım derken sadece o an fotoğrafçı kelimesini duydum. Ve o andan itibaren bütün korkum gitti :) Ağzımdan çıkan tek kelime fotoğraf mıııı ?? oldu. :)
      Eveet biz yukarıda atlama yaparken aşağıda duran bir fotoğrafçı profesyonel bir makina ile bizim yukarıdan aşağıya inene kadar tüm anlarımızı fotoğraflayacaktı. İşte bu mükemmeldi !!! O an korkumu unutturacak, fotoğraf aşkıyla yanıp tutuşan Buse tamam ben atlarım dedi :)
      Korkumu,heyecanımı fotoğraf çekilme arzusu gidermişti. Ama ortada hala bir sıkıntı vardı. Benim üstümde  diz üstü bir etek ve dolgu topuk ayakkabılar vardı. Onlarla o kadar yüksekten atlamam imkansızdı. Ama atlamalıydım çünkü işin içinde çekilecek fotoğraflar vardı. Müdürüm o sırada devreye girdi hemen, giyecek bir şeyler bulmamız lazım dedi. Sağ olsun fabrika sahibi bir pantolon ve tulum ambalajını elime verdi. Tulum 50 beden ben 38 bedendim :)
      Ama bir şekilde her yerinden sıkıp bağlayarak,üstüme göre yapmayı başardık. Atlama yapacağım platforma geldik. Kafamı kaldırıp yukarı bakınca kalbim pır pır atıyordu. Esnek bir halatla iyice bağladılar belimden, bacaklarımdan ve yavaş yavaş yukarı çıkmaya başladım. Zirveye geldiğimde, aşağıya bakacak cesareti bulamadım.
      Çok yüksekti ve benim hiç yapamayacağım bir şeydi. Her şeyi unutup aşağıya tekrar geri inmek istedim ki o an aşağıdan inme!, atla!, fotoğrafçı seni bekliyor !! diyen sesleri duydum. Belki yukarıda 20 dakika bekledim. Fotoğrafçı elinde makinasıyla beni bekliyordu. 
O an şöyle düşündüm:
      O an atlarken tüm geçmişini,yaşadığın üzüntüleri, olumsuzlukları arkanda bırakıyorsun.
      Ve tek bir adım attığında aslında geleceğine adım atıyorsun. Heyecan,yenilik ve bambaşka bir deneyimle karşılaşacaksın dedim ve kendimi aşağıya bıraktım.






 Gözlerimi açtığımda kuş gibiydim. Resmen uçuyordum, bambaşka bir şeydi bu yaşadığım. Ayaklarım yere bastığında ise yüzümde farklı bir gülümseme, tarif edilemez bir mutluluk...
      Belediyeye geldiğimizde ise herkes beni konuşuyordu. Müdürüm ben atlarken fotoğraflarımı çekmiş, sosyal medyaya çoktan atmış bile :) Beni oradan atlatanın ise sadece fotoğraf aşkım olduğunu söylediğimde herkesin söylediği cümle:
''Senin gibi bir kızdan da bu beklenirdi:) oldu.
    Ve  tekrar diyorum ki:
Atılan küçük adımlar, yaşayacağımız büyük mutlulukların başlangıcı olabilir. Ve bir şeye hayır olmaz derken 121. saniyenin olmadığı aklınızda hep olsun ;)Sevgiler...

13 Ocak 2017 Cuma

YVES ROCHER MATTIYING AND LONG-LASTING LIP PRIMER


Selamlar bugün sizlere Yves Rocher markasına ait matlaştırıcı dudak kalemi olan YVES ROCHER MATTIYING AND LONG-LASTING LIP PRIMER  anlatmak istiyorum.Öncelikle ürünümüz 2.65 gramlık şirin,küçük bir kalem.Ucundaki transparan kartuşu sayesinde dudağınıza sürer sürmez bir mat şeffaflık oluşturuyor daha sonra rujunuzu sürüyorsunuz ve rujunuzun rengi değişmeden matlaşıyor,uzun süre kalıcı hale geliyor.

Bu şekilde kullanılması artık moda olmayan parlak rujlarınızı kullanmanız açısından da kolaylık sağlıyor.Ben matlaştırma özelliğini oldukça yeterli buldum doğrusu.Rujun altından dudaklarımızı da nemlendiriyor ürün ama sadece ince bir kat sürmek yeterli çünkü kalın bir tabaka sürersek pul pul duruyor.Bunun haricinde dudaklardaki kusurları kapatıyor,dudak rengini nötrlüyor ve rujun rengi daha bir ortaya çıkıyor.

Ürünü kalemtraşla açmak gerekiyor bunu pek sevmedim ve ürünün kartuşu yumuşak olduğu için çabuk deforme oluyor.Yani her makyajda kullanılırsa çok uzun süre dayanacağını sanmıyorum ürünün.Kullandığımda rujumun çok daha uzun süre dayandığını farkettiğimi söylemem lazım.
Ayrıca paraben içermediğinden dolayı gönül rahatlığıyla kullanacağımı düşünüyorum.Ürün bana firrma gönderisi olduğundan tam fiyatını bilmiyorum fakat online satış sitesinden gördüğüm kadarıyla 32.90 lira ve bence çok pahalı da sayılmaz. YVES ROCHER MATTIYING AND LONG-LASTING LIP PRIMER 'ı daha yakından incelemek isterseniz YVES ROCHER online sitesine bakabilirsiniz.Sevgiler...

OLUMLU ÖZELLİKLERİ:Dudakları nemlendirmesi,ambalajı,matlaştırması,dudakların rengini nötrlemesi,paraben içermemesi.

OLUMSUZ ÖZELLİKLERİ:Sadece ince bir kat sürmek gerekiyor,kalemtraşla açmak gerekiyor,kartuşu hemen deforme oluyor.

11 Ocak 2017 Çarşamba

SMASHBOX STUDIO SKIN FONDÖTEN

Selamlar bugün uzun süredir severek kullandığım bir fondöten var sırada Smashbox Studio Skin Fondöten oldukça şık cam bir şişede bulunmakta.Bildiğim kadarıyla ülkemizde 12 renk alternatifine sahip bir ürün ve bendeki rengi 2.1.İlk başlarda acaba cildime koyu mu gelir diye düşünmüştüm ama gayette tenimle uyum sağladı.


Ürün 15 saate kadar kalıcılık vaadiyle dikkat çekiyor.Yağ içermeyen ve su bazlı formülüyle tüm gün cildi nemli tutuyor ve parlamayı da önlüyor.Özellikle kapatıcılığını çok seviyorum bu ürünün.Ortadan çok daha fazla bir kapatıcılığı mevcut.Ayrıca son derece doğal bir bitişi var.Öyle aşırı bir mat duruşu yok.
Ne zaman kullansam akşama kadar bozulmadan dağılmadan yerinde duruyor.Ve en önemlisi de elbise yakalarına,cep telefona bulaşmıyor.Ben fırçayla sürmeyi tercih ediyorum çünkü bir türlü sünger kullanmaya alışamadım.

Zaman zaman kuru zaman zaman karma olan bir cildim var kuruduğu sıralarda iyice nemlendirerek kullandım ve gene oldukça memnun kaldım.Tere ve neme dayanıklı olan ürünün fotoğraf çekimlerinde de çok hoş durduğunu söylemeliyim.Şu anda 120 lira civarı bir fiyata satılan ürün oldukça uzun süre gitmesinden ve kalitesinden dolayı bence pahalı değil.Bir çok farklı online siteden alınabilir.Sevgiler...

OLUMLU ÖZELLİKLERİ:Kapatıcılığı,su bazlı olması,yağsız formülü,kalıcılığı,fotoğraf çekimlerindeki başarısı,bulaşmaması.

OLUMSUZ ÖZELLİKLERİ:Fiyatı biraz pahalı gelebilir.

9 Ocak 2017 Pazartesi

ANILARLA BLOGGERLAR-4


Anılarla Bloggerlar köşesinde gene çok uzaklardan kardeş bir ülke olan Azerbaycan dan bir konuğum var bugün BU UMMAN SESSİZ.Blogunu okurken biraz zorlansam da gene de aynı soydan geldiğim bir insanın yazılarını okumak çok hoşuma gidiyor.Blogunda yemek tariflerinden dini konulara felsefeden siyasete bir çok farklı konu hakkındaki görüşlerinizi bulabilirsiniz.En ilgimi çeken yazısı ise TOLSTOY UN İSLAMA BAKIŞI oldu.Sizler için yazısını yazmaya başlamadan önce nasıl yazabileceği hakkında biraz tereddütteydi bende hatalarını düzelteceğimi söyledim fakat yazıyı gördüğümde dilimizi kullanışına hayran kaldım.Hadi sizlerle birlikte Umman'ın derinlemesine yaşadığı ve beni ziyadesiyle üzen anısını okuyalım.Sizde bloguma anılarınızla konuk olmak isterseniz kelebeketkisi39@gmail.com adresinden benimle iletişime geçin lütfen.

  "Bazı anılar vardır hatırladıkça insanın içinde güller açtıran, mutlu eden, yüzüne hafif bir gülümseme konduran, her gün hatırlamak istediğiniz, hiç unutamadığınız. Ve bazı anılar vardır hatırladıkça boğazınızın düğümlendiği, kalbinizi kara sisli dumanların kapladığı, hayata küstüğünüz, ömür defterinizden silmek istediğiniz, ama yine de unutamadığınız. Hepsi de bize ait, bizim yaşanmışlığımız, bir ömür bizimle beraber yaşayacak anılar...

     Biz küçükken güzel bir şehirde yaşıyorduk. Meşhur Karabağ ilinin bir şehrinde. Şimdi tabiatı, insanları güzel olan bu şehirde mutlu-mesut yaşıyor olurduk belki ama, savaşın başlamasıyla her şey alt-üst oldu.

 Her gün şehit haberleri, düşmanların bir köyü istila etmesi haberiyle çalkalanıyordu şehir. Ben daha 7 yaşındaydım. Hocalı katliamı olduğunda annemle babaannemin ayakta televizyon önünde ellerini bacaklarına çarparak nasıl hıçkıra-hıçkıra ağladıkları hala gözlerimin önünde. Karda kanlar içerisinde ölü ve donmuş çocuk cesetlerini ekranda her gördüğümde ellerim ağzımda dışarıya koşuyordum. Dehşet ve korku içerisinde o taraf- bu tarafa gidiyor sakinleşince tekrar içeri giriyordum. 

Bu facia her kesin gözünü korkutmuştu. Düşmanların yaklaşması haberiyle şehir boşalmaya başlamıştı. Herkes taşınıp uzaklara gidiyordu.

 Biz de önemli eşyalarımızı alıp taşınmak zorunda kaldık bir gün. Önce anneannemler in yaşadığı köye, daha sonra ise uzak bir kasabaya taşındık. Bir süre burda yaşadık. Hatta orada okula gitmeye başladık. Bir gün kavga ederken çocuklar bana  "kaçkın" demişlerdi. Toprağını düşmana bırakıp kaçmak anlamına gelen bu kelime o zamanlar en büyük hakaretti bizim için.Tabi sonralar bunun bizim resmi statümüzün olacağını nerden bile bilirdik ki?

 Ağlayarak eve gelmiştim. Beni sakinleştirmek isteyen anneme "İnşallah düşman buralara da gelir de kaçkınlık neymiş görürler bunlar" dediğimde çok kızmıştı annem. Çocuk aklıyla düşünmeden söylediğim bu arzu hayata geçiyordu galiba. Savaş devam ediyor, düşman da ilerleyip yaklaşıyordu. 

Burada yaşadığımız iki bitişik, 4 bloklu, iki katlı apartmandan her gün alabildikleri eşyalarını kamyona doldurarak ayrılmaya başladı komşular. Hepsi giderken yüzlerinde garip bir mahcupluk gezip bütün komşularla helalleşiyor, hüzün ve kederle arabaya binip gidiyorlardı buralardan. 

Sonunda apartmanlar tamamen boşaldı. Sadece bu apartmanın en uc blokunda biz, diğer apartmanın en uc blokunda başka bir aile olmakla beraber iki aile kalmış olduk. Çocuk sesleriyle çınlayan mahallede rüzgarın boş uğultusunu duymuş oldum ilk defa. İnsansız mekanlar meğer ne kadar hüzünlü ve renksiz oluyormuş. 

Bir akşam silah seslerini duymaya başladık. Artık düşman çok yaklaşmıştı. O gün babam evde yoktu. Işıklar da kesilmiş her şey daha korkunç bir hal almıştı. Dışarısı karanlık, soğuk ve sessizdi. Sadece uzaktan silah sesleri duyuluyordu. Duyduğum silah ve bomba seslerinin korkusuyla uyuyamıyordum. Kanepede uzanarak başım babaannemin dizlerinde telaş ve korku dolu bakışlarını bizden saklamaya çalışan, babamı şikayet eden annemi izliyordum. Ama aklım başka yerlerde idi. Durmadan aniden evimize baskın edecek düşmanlardan ailemi nasıl koruya bileceğimi hayal ediyordum. Kah saklanarak mutfağa koşup bıçak alıp arkadan aniden düşmanı bıçaklıyor, kah şaşırtarak silahını elinden alarak kurşuna diziyordum. Babaannemin annemi teselli etmeye çalışan aheste konuşması ayırıyordu beni hayal dünyamdan. Annem gözleri dolu-dolu avunmaya çalışıyordu. Benden bir yaş küçük erkek kardeşim dayanamayıp uyumuştu bir köşede. Annem odasına götürmek için kucağına aldığında korku ve telaş içerisinde uyanarak  "götürmeyin beni, nolur öldürmeyin beni" diye bağırınca annem boğazında düğümlenmiş hıçkırıklarını tutamadı artık. Neye ağlıyordu? 

Bu savaşta psikolojisi bozulmuş evlatlarına mı, kurulu düzenini bırakıp çıktığı sonrası belirsiz yarınına mı, yıllarca komşu deyip bağrımıza bastığımızın yaptığı kalleşliğe mi? Kim bilir? Belki de hepsine ağlıyordu. Babaannem  "Korkutma çocukları.." deyip azarlamaya başlayınca sakinleştirmek zorunda kaldı kendini. Biraz sonra kapımız çalındı.

 Annem açmaya gidince ben bütün planlarımı tekrar aklımdan geçirdim. Nefesimi bile tutarak annemin çığlık sesini duyacağım zannıyla pür dikkat kesilmiştim. Kapıyı açar açmaz annemin şikayetleri ve kendini savunmaya çalışan babamın sesi duyulunca sevinç ve artık emniyetteyiz rahatlığıyla koridora ve babamın kucağına atladım. Bu kadar sevinmeme ve geç olduğu halde uyumadığıma şaşıran babam bir yandan bana sarılırken diğer yandan annemlere de hazırlanın gidiyoruz diyordu. 

Hemen hazırlanıp arabaya atladık. Durmadan patlama, silah sesleri duyuluyor, arabada ise kimse konuşmuyordu. Ben çocuk saflığıyla düşmanların bizim peşimizde olduğunu, bizi vurmaya çalıştıklarını düşünüyordum. Arabanın üstünden yanından uçan, geçen kuşları, böcekleri kurşun zannediyor, korkudan titriyor,  kalbimde bizi vurmasınlar diye Allaha yalvarıyordum. Babam bizi nereye götürdü,  o akşam nerde uyuduk hatırlamıyorum. Sadece bu kaçışın son olmadığını biliyorum. 

Oradan sonra iki başka yerde de düzen kurmaya çalıştık olmadı. Her kaldığımız yerde kalbimizin, hatıralarımızın bir parçasını bıraktık...

 Böylece çocukluğuma ait bir çok hatıralarım gibi bu da yarım-yamalak kaldı... Biz savaşın çocuklarının her şeyi- arzuları, hayalleri, hatıraları, oyunları, arkadaşlıkları, bazen de hayatları bile yarım... Yaşadığımız o kadar şey var ki, beynimizdeki küçücük hatıra sayfasına sığamıyor. Çoğu yarım oluyor böylece... Ama yarım da olsa unutulmuyor... Her daim kalbimizin bir köşesinde sızlayıp duruyor...

    Ve şimdi her gün duyduğum savaşlar , o savaşlarda ölen çocukların haberleri mahvediyor beni. Bir savaşın sadece sesini-soluğunu duyarken geçirdiğim korku ve heyecanları düşünüyorum, bir de her gün kurşunlardan canını kurtarmaya çalışan, yanında annesi, babası, kardeşleri öldürülen çocukların halini... Onlar için elimden gelenin sadece dua etmek düşüncesi ise kahr ediyor beni... Dünya bu kadar gelişirken, insanlık neden bu kadar adileşiyor, basitleşiyor... Aynı dokudan, kandan, etten, kemikten ibaret olan insanlar neden bu kadar farklı??? Savaşı çıkaranlarda merhamet, vicdan, şefkat hiç mi yok? Düşündük ce hayattan, yaşamaktan soğuyor insan... Dünyanın sonu gelsin de bitsin artık her şey dedirtiyor.

    Savaşlar bitsin ki, çocuklar ölmesin... Savaşlar bitsin ki, anneler ağlamasın... Savaşlar bitsin ki, güzel olsun anılarımız... Her hatıra kocaman bir gülümseme olsun yüzümüzde... Her kese güzel anılar dileği ile...
   

Sitede yer alan yorumlar ve içerik yazarın kişisel ve objektif görüşlerini yansıtmaktadır. Blogda bahsi geçen ürünlerin okuyucular tarafından kullanılması halinde oluşabilecek sorun yada memnuniyetsizlikten dolayı yazar hiçbir sorumluluk kabul etmemektedir.


Yazılarımın izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur. Aksine hareket eden blog ve siteler hakkında yasal işlem başlatılacaktır.